Umutla zamanın geçip, bir an önce büyümeyi beklediğim zaman sonsuz gibi gelirdi. Büyümek özgür olmaktı, dilediğin gibi içinden geldiği gibi hareket edebilmek, kararlarını tek başına verebilmek, hür irade sahibi olmak demekti. Her olaya ve herkese pozitif bakabildiğim, hümanist ve mutlu olduğum zamanın akışı sakindi, acelesizdi. İlerki zamanda yaşanacak olayları ve dönüşeceğim beni hayal ederken umut doluydum, bir an önce büyümek istediğim için zaman ağır geçiyordu. Zamanı tutamadığım şimdilerde ise pozitifliğin negatifliğe kayması, duygularımı ve düşüncelerimi nötrleyememem ile hiçbir şeye yetişememe hissine yetersizlik ekleniyor. Böylece mutlu olabilmek için gösterilen çabalara giden enerjiyle asıl kanalize olunması gereken konulara olan ilgi azalıyor, mutlu olmak için gerekli şeyleri yapamayınca daha da mutsuz oluyorsun. Zamanı durmadan akıp giden bir nehre benzetirsek, alalacele geçen geçmişimize erişebilmek mümkün olmadan; gürültü ve hengamede akacağımız tarafı seçemeden sürüklenirken anı yakalayamayız, anlayamayız hiç. Hatıralarımız döndürür, düşündürür, tekrar yaşatır anları. Sonsuz zamansızlıkta küçücük birer nokta da olsak, geçmiş-şimdi-gelecek döngüsünün hiç değişmeden ve durmadan tekerrür edeceği gerçeğini özümseyebilirsek, kadim zaman kavramına daha saygıyla yaklaşabiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder